Konu Arşivi | "Anamur Eğitim Sen"

Konular:

Eğitim Sen “Okulları gerekli önlemleri alarak açın!”

Tarih: 18 Şubat 2021 Yazan: editor

Anamur Eğitim Sen okulların gerekli önlemler alınarak açılmasını talep etti.

Eğitim Sen Anamur Temsilciliğinden yapılan açıklama  şöyle: “Sendikamız COVID-19 salgını koşullarında okulların ve üniversitelerin sağlıklı ve güvenli bir biçimde yüz yüze eğitime açılması ve eğitimin sürdürülmesi için birbiri ile ilişkili üç önlemin alınmasını gerekli bulmaktadır. Birincisi, toplum sağlığı için nüfusun tamamının hızlı ve yaygın bir biçimde aşılanmasıdır. İkincisi, okullarda sınıf mevcutlarının 20 öğrencinin altına düşürülmesi ve yeni eğitim emekçisi istihdamı sağlanarak başta küçük yaş grupları olmak üzere yüz yüze eğitimin başlatılmasıdır.  Okul bileşenlerinin okulda önlem alma kapasitesini de geliştirerek çocukların eğitim hakkından yararlanması sağlanmalıdır. Üçüncüsü, eğitim emekçilerinin tamamının öğrenci yaş gruplarının doğurduğu risk faktörlerini dikkate alan bir planlama ile hızlı biçimde aşılanması ve sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanmasıdır. Bu bağlamda belirtmek isteriz ki sayılan önlemlerin alınmasının ardından sağlıklı bir çalışma ve eğitim ortamında yüz yüze eğitime başlayabilmek, uzaktan öğretimin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve velilerimizin temel isteğidir.
Salgında eğitim politikası geliştirme ve yönetme konusunda Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı açık ve şeffaf veriler ve somut kriterlere dayalı etkin bir strateji geliştirmediler. UNESCO verilerine göre, 14 Aralık 2020 itibarıyla toplam 210 ülkeden 106’sında okullar tamamen açık, 43’ünde ise kısmen açık kalmışlardır. Başka bir kategoride 34 ülkede okullar ara tatilde, 27 ülkede ise okullar kapatılmıştır. Türkiye okulları kapalı olan ülkeler kategorisinin içinde yer almıştır. Kalabalık okullar, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, birleştirilmiş sınıflar, aşırı merkeziyetçi bir yapı, okul içinde demokratik olmayan işleyiş nedeniyle olağanüstü koşullarda önlem alma kapasitesi sınırlı kalmış okul koşulları giderek otoriterleşen ve gerekli önlemleri alma konusunda isteksiz siyasal iktidarın iradesi ile birleşince okullar neredeyse bir yıl boyunca kapalı kalmıştır.  Bu dönemde okulların kapalı olduğu, milyonlarca öğrencinin ise uzaktan eğitime erişemediği tuhaf zamanlar yaşadık. Sayıları giderek artan yoksul çocuklar, toplumsal cinsiyet rollerine uygun olarak ev içi işlere yönlendirilen kız çocukları, özel gereksinimli çocuklar, mevsimlik işçi çocukları, göçmen çocuklar uzaktan eğitimi çok uzaktan izlediler. Çocuklar için eğitim hakkı yaşama geçirilmedi.
Şimdi köy okulları açıldı. Köy okulları eskiden olduğu gibi her köyde bulunan küçük ölçekli okullar değildir. ‘En iyi okul eve en yakın olanıdır’ anlayışından uzaklaşılarak binlerce köy okulu kapatılmıştır. Var olan köy okulları, taşımalı sistemden dolayı merkezileşmiş her biri ayrı taşıma merkezli okuldur.  Bu okullar öğrenci mevcudu bakımdan 100 ve 700 arasında değişen öğrenci sayısına sahiptir. Bu köy okullarında çalışan eğitim emekçileri çoğunlukla il ve ilçe merkezlerinde ikamet etmektedir ve ulaşım sorunu yaşamaktadır. Öğrenciler önceden olduğu gibi taşımalı eğitimin yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacaklar. MEB, ne yüzlerce kilometre giden öğretmenlerin ne de çocukların taşınması konusunda herhangi bir ek önlem açıklamıştır.
Birçoğunda sözleşmeli öğretmenlerin görev yaptığı okullarda, okul içinde alınması gereken önlemler konusunda ısrarcı davranacak sözleşmeli öğretmenlerin işlerine son verilme olasılığı ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Açılan köy okulları için ne eğitim programlarında azaltma, telafi eğitimlerini yaşama geçirme, sağlık okuryazarlığı gibi içerik düzenlemesi ne de okul bileşenlerinin okulda önlem alma kapasitesini geliştirecek düzenli ve doğru maske kullanımı, fiziksel mesafe, el yıkama ve solunum görgü kuralları, temizlik ve temaslı izlemi, tespiti ve takibi çalışmaları için yoğunlaşma zamanı ayrılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı aşı konusunda bir planlama ortaya koymadığı gibi salgının başlamasının üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen okullarda gerekli tedbirleri almamış, 2021 MEB bütçesi de COVID-19 salgını görmezden gelinerek hazırlanmıştır. Kulağa hoş gelen demeçler yerine salgın yönetiminde şeffaflığa odaklanması gereken MEB yöneticileri, genel geçer sözler söyleyerek kamuoyunu oyalama yolunu seçmiştir. MEB yöneticileri, okullarda alınması gereken önlemlerin hangi gerekçelerle neden yaşama geçirilmediği konusunda kamuoyuna bir açıklama yapmak zorundadır.
Kaldı ki virüsün ve salgının seyriyle birlikte öğretmenlerin ulaşım ve barınma sorunları, kalabalık sınıflar, maske ve hijyen malzemelerinin temini gibi çok sayıda sorun halen çözülememiştir. Kırsal bölgelerdeki okullarda risk yokmuş gibi gösterilerek gerekli önlemler alınmadan ve okulda önlem kapasitesini geliştirmeden yüz yüze eğitime başlanmasının sonuçları ağır olabilir.
Eğitim bileşenlerinin aşı takvimi düzenlenmeden, seyreltilmiş sınıf planlaması tamamlanmadan, maske ve hijyen malzemeleri konusunda kamuoyuna yeterli bilgi verilmeden, COVID-19 salgın koşullarına uygun ulaşım araçları konusundaki çalışmaların hangi düzeyde olduğu bilinmeden, öğretmen odaları çoğaltılmadan, 1 Mart’ta da 8. ve 12. sınıflarda yüz yüze eğitime geçileceği açıklanmıştır. 1 Mart tarihi yeniden gözden geçirilmeli,  bir an önce eğitim emekçilerinin aşılanmasına başlanmalı, bu arada diğer bütün önlemler tam olarak alınarak ortaöğretimde de yüz yüze eğitime geçilmesi planlanmalıdır.
Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı telafi eğitimleri ve sağlık okuryazarlığı gibi salgında eğitim kültürünü gözeten eğitsel çalışmaları başlatmak yerine yangından mal kaçırırcasına, ortaöğretim kurumlarının tüm seviyelerinde birinci dönemde yapılamayan sınavların hemen 1 Mart’tan itibaren başlatılarak iki hafta içinde bitirilmesini ve ikinci dönem birinci sınavların 16 Nisan‘a kadar tamamlanmasını istemiştir. Bu sınavlarla birlikte okullarda yoğun bir hareketliliğin oluşacağını öngörememek ve sınavlara uzaktan eğitimdeki konuların da dahil edileceğini belirtmek, öğrencilerin üstün yararını gözetmemek anlamına gelmektedir.
Tüm bu gelişmeler ışığında, Milli Eğitim Bakanlığı’nı sağlıklı ve güvenli bir eğitim için okul açma ve salgında eğitimi sürdürme stratejilerini farklı eğitim sendikaları, veli dernekleri ve okullardaki eğitim emekçilerini içerecek biçimde katılımcı mekanizmalarla belirlemeye çağırıyor; aşı başta olmak üzere gereken tüm önlemlerin bir an önce alınmasını talep ediyoruz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak, salgında eğitim ve sağlık yönetimi süreçlerini gerek MEB düzeyinde gerekse okul, ilçe ve il düzeyinde izleyeceğiz. Sayıları milyonları bulan eğitim bileşenlerini, sahadan edindiğimiz verilerle bilgilendirmeye ve siyasal iktidarı uyarmaya devam edeceğiz. Kamusal, bilimsel, parasız, laik, cinsiyet eşitlikçi, demokratik eğitimi hep birlikte inşa edeceğiz.”

pic0035

Yorum (0)

Konular:

Seçmeli Derslerde zorlama kabul edilemez

Tarih: 19 Ocak 2021 Yazan: editor

Derse erişim koşulları olmayan öğrenciye not vermek değerlendirme değil cezalandırmadır!

Eğitim Sen’in yazılı açıklaması:

DERSE ERİŞİM KOŞULLARI OLMAYAN ÖĞRENCİYE NOT VERMEK DEĞERLENDİRME DEĞİL CEZALANDIRMADIR!

Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı, 04-22 Ocak tarihleri arasında sınavların yüz yüze yapılması kararını almış ve pandemi döneminde öğrencilerin okula çağrılmasına getirilen tepkiler sonrasında da sınavların ertelendiğini açıklamıştı.

Ancak söz konusu erteleme kararıyla birlikte ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin karne notlarının ders etkinliklerine katılım puanı ile belirleneceği, ortaöğretim kurumlarında ise sınavların eğitim öğretim yılının ikinci dönemine erteleneceği de ifade edilmişti.

Belirtmek isteriz ki pandemi döneminde ekonomik ve sosyal koşulları nedeniyle internete, bilgisayara ya da EBA’ya erişemeyen çok sayıda ilkokul ve ortaokul öğrencisi bulunmaktadır. Bu gerçeğin yok sayılarak öğrencilere not verilmek istenmesi, var olan eşitsizlikleri ve mağduriyetleri yok saymakla kalmayacak, aksine derinleştirecektir.

Kaldı ki eğitime erişim açısından dezavantajlı durumda olan öğrencilerin yaşadıkları sorunları her defasında dile getirmemize rağmen sorunların çözümü için hiçbir politika geliştirilmemiş ve bu durumdaki öğrenciler için de ciddi eşitsizliklere, haksızlıklara ve mağduriyetlere neden olunmuştur. Bu öğrencilere not verilecek olmasının akılla, pedagojiyle ve en önemlisi vicdanla bağdaşır hiçbir yanı bulunmamaktadır.

Pandemi koşulları hafiflemeden, yüz yüze eğitim için gerekli önlemler alınmadan “ben yaptım oldu” denilen her uygulama sorunları derinleştirecektir. Bu nedenle, Eğitim Sen olarak MEB’e çağrımız açık ve nettir. Öğrencilerimiz, notlardan ibaret değildir. Pandemi döneminde sınıfta kalan politikalar ortadayken, öğrencilere katılamadıkları dersler üzerinden not verilmesi doğru değildir. Salgın gerilediğinde okullarda yüz yüze telafi eğitimlerinin ardından öğrencilerin ölçme ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Adil olmadığını bile bile not vermek, değerlendirme değil cezalandırmadır. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

Yine pandemi nedeniyle uzaktan eğitimin yapıldığı, öğrencilerin eğitime erişim sorunu yaşadığı bir dönemde, seçmeli derslerin belirlenmesi ve öğrencilerin özgür iradesiyle seçim yapabilmeleri konusunda dikkatli olunması gerekir.

MEB, her ne kadar seçmeli derslerin öğrencilerin istek ve tercihlerine göre belirlenmesi gerektiğini ifade etse de geçtiğimiz yıllar içinde eğitimde yaşanan yoğun siyasal kadrolaşmanın bir sonucu olarak bazı dini içerikli derslerin seçilmesi için öğrenci ve velilerin yönlendirilmeye çalışıldığı bilinmektedir. Nitekim okullara gönderilen yazıda öğrencilerin seçmeli ders seçmediği hallerde ders seçimini okul yönetiminin yapacağı belirtilmiştir. Pandemi koşullarında bu kararın nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağını tahmin etmek zor değildir.

Seçmeli ders tercihlerinde temel ölçütün öğrencinin ilgi ve yetenekleri olması gerekirken, her seferinde öğretmen durumu ve fiziki olanakların yetersizliği gerekçe gösterilerek, bazı dersler öğrencilerimiz için ‘zorunlu seçmeli’ hale getirilmek istenmektedir. Farklı inanç gruplarını, farklı dil ve kimlikleri, kültürleri reddeden, tek tip insan yetiştirmenin fırsatına dönüştürülen, adı seçmeli ama aslında zorunlu olan ders uygulaması kabul edilemez.

Öğrencinin ilgi, beceri, istekleri göz ardı edilerek tek tip insan, tek tip inanç dayatmasının somutlaşmış bir göstergesidir.

Camilerde hutbe okutarak ders seçme zorlaması, seçenekleri okul idarelerince önceden doldurulmuş dilekçeler, öğrenciden habersiz yapılan ders seçim tercihleri kabul edilemez.

Laik, bilimsel, demokratik, kamusal, cinsiyet ayrımsız, eşit eğitim anlayışının tezahürü olarak bu dayatmacı uygulamaları reddediyoruz. Geçmişte defalarca yapıldığı gibi veli ve öğrenciler adına ders seçen okul yöneticileri suç işlediklerini bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Seçmeli derslerin belirlenmesi sürecinde hangi nedenle olursa olsun mağdur edilen veli ve öğrencilerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyor, eğitim politikalarına ilişkin her konuda olduğu gibi, bu konuda da her türlü siyasal ve ideolojik yönlendirmenin karşısında duracağımızın, seçmeli ders seçimi sürecini yakından takip edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Velilerimizi ve öğrencilerimizi de bu tür dayatmalara karşı durmaya çağırıyoruz”.

“SEÇMELİ DERSLERDE ZORLAMA KABUL EDİLEMEZ”

pic0048



Yorum (0)

Konular:

Anamur Eğitim Sen “İnsanca yaşayacak bir ücret istiyoruz”

Tarih: 16 Ocak 2021 Yazan: editor

“Emekçilere Kuru Ekmeği Reva Gören Sefalet Artışları Değil, İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret İstiyoruz!”

Gözümüzü iğneden ipliğe gelen zamlarla açtığımız, pandemi ile birlikte hayat pahalılığının, işsizliğin her geçen gün daha fazla derinleştiği bir yılı geride bıraktık. Bir yılı geride bıraktık ancak ne yazık ki yaşadığımız sorunları geride bırakmadık. Her tarafımız adeta mayın tarlası ile çevrilmiş durumda. Bir taraftan panedmi, diğer taraftan hayat pahalılığı, geçim derdi, işsizlik…

Gittikçe ağırlaşan koşullarda zam yağmuru devam ediyor. Yeni yıla köprü geçiş ücretlerine, vergi, harç ve cezalara, temel gıda ürünlerine ve tüketim maddelerine gelen fahiş zamlarla girdik.

Siyasal iktidar halkın, emekçilerin yaşadığı dertleri, sıkıntıları çözmek yerine attığı her adımda sorun yumağını büyütüyor. Her zaman olduğu gibi acı reçete yine emekçilerin, yoksullaştırılan halkın önüne konuluyor.

Bugün TÜİK vasıtası ile açıklanan enflasyon verileri emekçilerin önüne konulan acı reçetenin, kuru ekmek bütçesinin bir parçasıdır. Milyonlarca kamu emekçisi, işçi, emekli çarşıda pazarda yaşanan gerçek enflasyonu perdeleyen rakamlarla, sahte verilerle bir kez daha açlığa mahkûm edilmek istenmektedir.

Nitekim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)  tarafından bugün açıklanan verilere göre Aralık ayı enflasyonu yüzde 1.25 yıllık enflasyon yüzde 14.60 artmıştır. Yıllık enflasyon giyim ve ayakkabı grubu dışındaki tüm gruplarda artarken, Çeşitli Mal Ve Hizmetler Enflasyonu yıllık yüzde 28.12, Ulaştırma Enflasyonu yüzde 21.12,  Gıda Enflasyonu ise yüzde 20.61 artmıştır.

TÜİK verilerine göre Temmuz-Aralık dönemini kapsayan altı aylık dilimde ise enflasyon yüzde 8,36 olarak gerçekleşmiştir. Buna göre “toplu sözleşme” gereğince maaşları 2020 yılının ikinci altı aylık dilimi için %4 artırılan kamu emekçilerinin ve emeklilerinin maaşlarına %4.36 enflasyon farkı yansıtılacaktır. Ardından 15 Ocak’tan itibaren 2021 yılının ilk altı ayı için %3 maaş artışı yapılacaktır.

TÜİK tarafından açıklanan söz konusu resmi enflasyon verilerinin kamu emekçileri, işçiler, emekliler başta olmak üzere halkın nezdinde hiçbir karşılığı yoktur.  Altı yıl boyunca TÜİK başkanlığı görevini yürütmüş olan eski bir bürokrat dahi bugün TÜİK’in enflasyon, istihdam, büyüme gibi alanlarda yayınladığı verilerin artık “çok şüpheli ve tartışmalı” olduğunu ifade etmektedir. Bize göre TÜİK vasıtası ile açıklanan veriler konusunda “çok şüpheli ve tartışmalı” kavramları yetersiz kalmaktadır.

Ne yazık ki TÜİK verileri çok uzun süredir emekçi kesimlerin maaşlarını, ücretlerini baskılamanın, düşük maaş-ücret politikasının aracı haline getirilmiştir. Ali Cengiz oyunları ile takla attırılan rakamlarla çarşıda pazarda yaşadığımız gerçek enflasyon perdelenmiş, bu sahte verilere göre maaş artışı yapılan milyonlar her yıl daha fazla yoksulluğa itilmiştir. Siyasal iktidar yıllardır bu sahte rakamların ardına saklanarak ‘asgari ücretliyi işçiyi, memuru, emekliyi enflasyona ezdirmedik’ nutukları atmaya devam etmiştir.

Siyasal iktidarın memur kolları gibi faaliyet gösteren sözde konfederasyon ve bağlı sendikaları ise her defasında bu sahte enflasyon rakamlarının altına imza attıkları, kamu emekçilerinin hiçbir temel sorununu çözmedikleri mutabakatları “tarihi başarı” olarak yutturmaya çalışmıştır.  Sonuçta hangi sendikanın üyesi olursa olsun kaybeden her defasında tüm kamu emekçileri ve emekliler olmuştur.

Yılardır sürdürülen ve artık deyim yerinde ise kabak tadı veren oyun pandemi koşullarında bile tekrar sahnelenmek istenmektedir. Panedmi ile artan hayat pahalılığını görmezden gelenler geçtiğimiz “toplu sözleşmede” Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararı ile 2021 yılının ilk altı ayı için %3 maaş artışına mahkûm edilen üç milyonu aşkın kamu emekçisinin ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisinin bir yıl boyunca sefalet oranlarındaki artışlarla yetinmesini beklemektedir.

Ancak maaş artışları TÜİK’in hedeflenen enflasyon rakamlarına göre yapılan, her yıl yenilenen adaletsiz Gelir Vergisi Tarifesi ile bu artışlar dahi cebine girmeden el konulan, sonuçta her yıl yoksulluk sınırından daha fazla uzaklaşıp açlık sınırına daha fazla yaklaşan beş milyonu aşkın kamu emekçisi ve emeklisinin daha fazla fedakârlık yapacak hali kalmamıştır.

Sadece son bir yıl içinde ortalama kamu emekçisi maaşı ile alınan dolar 114 dolar, çeyrek altın 3 adet, gram altın ise 4,5 adet azalmıştır.

Son bir yıl içinde doğalgaz %32, elektrik %31, baklagiller %60, peynir %27, yumurta %80, ayçiçeği yağı %50 zamlanmış, köprü ve otoyol geçiş ücretlerine daha üç gün önce %26 zam yapılmıştır. Buna karşın son bir yıl içinde kamu emekçilerinin maaşlarında yapılan artış ise bugün açıklanan %4,36’lık enflasyon farkı ile birlikte sadece yüzde 14‘de kalmıştır. (2020 ilk altı aylık dilim %4 + ilk atı aylık dilim enflasyon farkı %1.75+ ikinci altı aylık dilim %4 + ikinci altı aylık dilim enflasyon farkı %4.36)

Açlık sınırının 2.600, yoksulluk sınırının 8.600 TL’yi aştığı bugünün koşullarında hiç kimsenin kamu emekçilerinin maaş artışlarında TÜİK vasıtası ile açıklanan sahte enflasyon rakamlarını dayatma hakkı  yoktur.

YILLARDIR YAŞADIĞIMIZ KAYIPLARIMIZIN GİDERİLMESİ İÇİN:

  • Çoktan hükmünü yitiren, kamu emekçilerine 2021 yılı için %3 +%3 maaş artışı dayatılan “toplu sözleşme” derhal yenilenmelidir.
  • Hiç vakit kaybetmeden yapılacak toplu sözleşme ile maaşlarımız yaşanan gerçek enflasyon oranında, satın alma gücümüzdeki azalma ve ekonomik büyüme oranları dikkate alınarak artırılmalıdır
  • Asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır.
  • Birinci vergi dilimi %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşlardan yapılan kesinti birinci vergi diliminde sabitlenmelidir.
  • Emekçilerin sağlık, eğitim, gıda, barınma, giyim, elektrik, ısınma giderleri için ödediği vergiler gelir vergisi matrahından mahsup edilmelidir.
  • Yoksulluk sınırı altında geliri olan hanelerin elektrik, doğalgaz, su, internet giderleri pandemi tehdidi tamamen ortadan kalkıncaya kadar Hazineden karşılanmalıdır
  • Bebek maması, bebek bezi ve ekmek, süt ürünleri, elektrik, doğalgaz, su başta olmak üzere temel tüketim maddelerinde KDV sıfırlanmalıdır.

KESK olarak, tüm kamu emekçilerini insanca yaşamaya yetecek bir ücret talebine sahip çıkmaya, hayat pahalılığına, adaletsiz vergi sistemine, yoksulluk, yolsuzluk ve israf düzenine karşı emeğin haklarını korumak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

EMEKTEN-HALKTAN YANA BİR BÜTÇE, İNSANCA YAŞAMAYA YETECEKGELİR VE GÜVENCELİÇALIŞMA İSTİYORUZ!

Yürütme Kurulu

pic0045

Yorum (0)

Konular:

Anamur’dan greve destek

Tarih: 16 Aralık 2020 Yazan: editor

Anamur EMEK BİLEŞENLERİ Ermenek Güney yurtta grevde olan maden işçilerine destek

Eğitim Sen Anamur şube temsilciliğinin organize ettiği ve Anamur Tüm Emekli Sen, Cumhuriyet Halk Partisi, Sol Parti, Atatürkçü Düşünce Derneğinin destek verdiği “EMEK BİLEŞENLERİ” Ermenek Günetyurt’ta maaş ve tazminatlarını alamadıkları için grev yapan işçilere destek için topladıkları malzemeleri bu gün gönderdiler.

EMEK BİLEŞENLERİ adına konuşan Eğitim Sen Anamur şube temsilcisi Murat Abay, “emekten yana mücadele eden maden işçilerinin yanındayız. Bunun için Ermenek Günetyurt’ta grevde olan işçilere karınca kararınca aramızda topladığımız malzemeleri bu gün bir kamyonete yükleyerek gönderdik” dedi.

pic0033pic0026pic0018

Yorum (0)

Konular:

Eğitim Sen’den duyuru

Tarih: 22 Kasım 2020 Yazan: editor

Anamur Eğitim Sen yürütme kurulundan “Salgın günlerinde eğitim” açıklaması.

“Salgının artık neredeyse gündelik yaşamımızın tamamını etkilediği günlerdeyiz. Siyasi iktidarın, salgınla etkili mücadele etmek yerine ediyormuş gibi göründüğü tarihi bir döneme tanıklık ediyoruz.

17 Kasım 2020 tarihinde salgınla mücadele için alındığı ifade edilen tedbirler açıklandı. Açıklanan tedbirlerle salgının hızını kesmenin güç olduğu çok açık. TTB ve SES’in de dâhil olduğu sağlık alanında örgütlü yapıların bu konudaki uyarıları ve önerileri mutlaka dikkate alınmalıdır. Bilim insanları ve sağlık alanında örgütlü yapılar, salgınla etkin mücadele için en az dört hafta tamamen kapanmayı öneriyorlar. Siyasi iktidarın bu öneriyi mutlaka dikkate alması ve hızla bu konuda adım atması artık hepimizin sağlığı ve geleceği açısından kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bugünün Gündemi:

Salgınla mücadele için alınan önlemler kapsamında örgün, yaygın, resmi ve özel tüm eğitim kurumlarının faaliyetleri 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzaktan yapılacak. Bu kararın etkisinin, tamamen kapanma olmadan sınırlı olacağı açık. Ancak MEB, bu kararın yeni mağduriyetler ve sorunlar yaratmaması için hızla etkili önlemler almalıdır. Uzaktan eğitim döneminin en büyük sorunu eğitimde yaşanan eşitsizliklerin uzaktan eğitim döneminde derinleşmesi ve artmasıdır. Bunun temel nedeni de yoksul ve dezavantajlı öğrencilerin uzaktan eğitime erişimde yaşadığı sorunlardır. Öğrencilerin önemli bir bölümünün uzaktan eğitime hiç erişiminin olmadığı veya sadece cep telefonundan eriştiği bir dönemde bunun acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak kabul edilmesi gerekmektedir. MEB, gereksinimi olan tüm öğrencilere hızla uzaktan eğitime erişim için gerekli cihazları ve internet bağlantısını temin etmelidir.

Uzaktan eğitim döneminde öğrencilerin sınavlara girmek zorunda bırakılması ve sınavlardan alacakları sonuçların gelecekleri üzerinde etki edecek olması yaşadığımız dönemin ruhuna uygun değildir. Salgın koşullarında öncelik öğrencilerin akademik başarısını ölçmek değil, öğrencilerin salgınla baş etmesine katkı sunmak olmalı. Ayrıca, yoksul öğrenciler başta olmak üzere dezavantajlı kesimlerden olan öğrencilerin gerekli ve yeterli olanaklara sahip olmadığı koşullarda onları sınava tabi bırakmak yaşadıkları eşitsizlikleri artırmaktadır. MEB, ifade edilen gerekçelerden dolayı, uzaktan eğitim döneminde yapılacak tüm sınavları iptal etmeli ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Salgın koşullarında sosyal devletin temel görevi gereksinimi olan tüm toplumsal kesimleri desteklemek ve kaynakları bu bakış açısıyla kullanmaktır. Öğretmenlerin bu dönemde mağduriyet yaşamaması için gelirlerinde herhangi bir eksiklik olmaması gerekmektedir. Ancak, özellikle farklı statüde istihdam edilen öğretmen arkadaşlarımız ilk uzaktan eğitim döneminde çeşitli sorunlar yaşamıştı. Bu sorunların ve sıkıntıların yenilenmemesi için, ücretli öğretmenler ve usta öğreticilerde dâhil olmak üzere, tüm öğretmenlere dönük genel bir idari izin uygulamasına geçilmelidir.

Uzaktan eğitim döneminin uzaması öğrencilerin ve öğretmenlerin bilgisayar başında geçirdikleri sürenin uzamasına neden olmaktadır. Bu durum öğrenciler açısından eğitimden uzaklaşma ile birlikte aynı zamanda da hem öğrenciler hem de öğretmenler için çeşitli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. MEB bu sorunun çözümü için, öğrencilerin günlük alacağı ders saati sayısını azaltmalı, ders sürelerini kısaltmalı ve kazanımları seyreltmelidir.

Eğitimin uzaktan yapılması kamu yöneticilerinde, öğretmenler başta olmak üzere eğitim emekçilerinin çalışmadığına dair bir algı oluşturmaktadır. Bundan dolayı da yerel mülki amirler tarafından eğitim emekçilerinden görev tanımlarına uygun olmayan çeşitli işlerin yapılması istenmektedir. Uzaktan eğitim döneminde eğitim emekçilerinden görev tanımlarına uygun olmayan, sağlıkları için risk oluşturan ve istekleri dışında görevlerin yapılması istenmemelidir. MEB, bu konuda acilen tüm il valiliklerine ayrıntılı bir yazı göndermelidir.

Okullar içinde bulundukları ilin, ilçenin, mahallenin, köyün kamusal alanlarıdır. Okullar bulundukları bölgenin halka ait ortak mekânlarıdır. Bu kurumların salgın koşullarında özellikle yoksul ve gereksinimi olan öğrenciler için açık tutulması ve öğrencilerin ihtiyaçlarının bu kurumlarda karşılanması gerekmektedir. Bu dönemde özellikle beslenme, uzaktan eğitime erişim, sanat ve spor etkinlikleri ve öğrencilerin istedikleri diğer faaliyetleri yapmalarına olanak sağlayacak şekilde okullar açık tutulmalıdır.

Salgınla mücadele ancak bilimsel çalışma, ortak akıl, toplumsal dayanışma ve bilginin şeffaf olarak paylaşılması ile mümkün. Eğitim Sen, salgının başından bu yana MEB ve YÖK’e bu konuda süreci birlikte devam ettirme çağrısında bulundu ancak olumlu bir yanıt alamadı. Bu dönemde salgınla etkili mücadele etmek ve kimsenin mağdur olmaması için geniş bir iş birliğine ihtiyaç olduğu açıktır. Uzaktan eğitimin devam ettiği dönem boyunca, MEB, süreci alanın tüm özneleriyle birlikte sürdürmelidir.

Kamuoyuna Saygıyla Sunarız”

ANAMUR EĞİTİM SEN YÜRÜTME KURULU

pic00112

Yorum (0)

Konular:

5 Ekim Öğretmenler günü

Tarih: 05 Ekim 2020 Yazan: editor

Eğitim Sen’den 5 Ekim öğretmenler günü açıklaması;

Eğitim Sen Anamur şubesinde, Şube temsilcisi Murat Abay’ın okuduğu açıklama;

“5 Ekim Öğretmenler günü

Dünya Öğretmenler Günü’nün geçmişi, uluslararası öğretmen örgütlerinin katkılarıyla 5 Ekim 1966 tarihinde ILO ve UNESCO tarafından ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın alınmasına dayanmaktadır. Tüm dünya öğretmenleri için önemli olan bu tarihi karar, öğretmenlerin toplumsal statüsü ve haklarına yönelik önemli ve tarihi bir adım olmuştur. 5 Ekim, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve ILO tarafından 1994 yılında Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, Türkiye’den sadece Eğitim Sen’in üyesi olduğu Eğitim Enternasyonali’ne üye yüzden fazla ülkede eş zamanlı olarak kutlanmaktadır.

Öğretmenlerin toplumsal statüsü ve haklarına yönelik önemli ve tarihi bir adım olan ‘Tavsiye Kararı’ ile öğretmenlerin sadece okulda değil, toplum içinde de yerine getirdikleri görevin taşıdığı önem uluslararası düzeyde belgelenmiştir. ‘Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararı’, öğretmenlerin konumlarını güçlendirmeyi, haklarını geliştirmeyi ve korumayı amaçlarken, aynı zamanda uluslararası düzeyde yapılmış bir toplu sözleşme niteliği taşımaktadır. ‘Tavsiye Kararı’, Türkiye tarafından da kabul edilen ve altına imza atılan bir belge olmasına rağmen, Türkiye’nin yıllardır yükümlülüklerini yerine getirdiğini söylememiz mümkün değildir.

Türkiye’de görev yapan eğitim ve bilim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralardadır. Geçtiğimiz yıllar içinde eğitim ve bilim emekçilerinin aldıkları maaşlar, rakamsal olarak artmış gibi görünse de insanca yaşam seviyesinin yanına bile yaklaşamamıştır. Eğitim emekçilerinin üçte ikisi insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmek için ek işler yapmak zorunda bırakılmıştır. Geçtiğimiz yıllar içinde öğretmenlerin satın alma gücünün belirgin bir şekilde azaldığı görülmektedir.”

”"

“Öğretmenlik mesleği ve mesleki idealleri, iktidar eliyle uygulanan bilinçli politikalarla çok yönlü olarak hızla yozlaştırılmıştır. Yıllardır ülkeyi yönetenler ve eğitim politikalarına yön verenler öğretmenlik mesleğinde yaşanan nitelik kaybının artmasında en büyük pay sahipleridir. Bu nedenle bugün eğitim alanında yaşanan sorunların sorumlusu öğretmenlerimiz değil, siyasi iktidar, MEB ve onların sözünden çıkmayanlardır.

Öğretmenlerin yıllar boyunca büyük fedakârlıklara katlanarak çalışırken yaşadığı zorluklar ortadayken, çalışma ve yaşam koşulları ve mesleki saygınlıklarının giderek kötüleşmesi dikkat çekicidir. Geçtiğimiz yıllar içinde öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarına ek olarak, mesleki saygınlıklarında da ciddi gerilemeler yaşanmıştır.

Yaşadığımız tüm olumsuzluklara, işimize, ekmeğimize ve geleceğimize yönelik ağır tehdit ve saldırılara, hukuksuz ihraç politikalarına, kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla ele alınması ve tüm eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.

Yıllardır kamu istihdamında, özellikle eğitimde güvencesiz, esnek ve performansa dayalı istihdam politikalarını hayata geçirmek isteyen siyasi iktidar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında eğitimde mülakat sınavı ile alınan ‘sözleşmeli öğretmenlik’ uygulamasını başlatmış ve bugüne kadar 103 bin sözleşmeli öğretmenin ataması yapılmıştır. Öğretmen istihdamında yaşanan güvencesizleştirme, öğretmenlerin özlük hakları ve çalışma koşulları arasında belirgin farklılıklar ve adaletsizlikler yaratmayı sürdürmektedir.

Nitelikli eğitimin nitelikli öğretmenle mümkün olduğu gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme ve kadrolu istihdam konusundan başlayarak, sadece öğretmenlerin değil, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi için somut adımlar atılması bir zorunluluktur.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un her fırsatta öğretmenlere değer verilmesine ilişkin söylemleri genellikle söylemde kalmamalıdır. MEB’e çağrımız; 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde ILO ve UNESCO tarafından 5 Ekim 1966’da kabul edilen ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın eksiksiz uygulanacağı açıklanmalı, başta 3600 ek gösterge olmak üzere, ekonomik, sosyal, mesleki, özlük haklarımızla ilgili taleplerimiz kabul edilmelidir.

Eğitim ve bilim emekçileri açısından 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, klasik anlamda sadece ‘kutlanan’ bir gün değil, eğitim emekçilerinin uluslararası alanda birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin simgesi olan evrensel anlamda bir mücadele gündür. İçinde bulunduğumuz bütün olumsuz koşullara, üyelerimizi ve sendikal faaliyetlerimizi baskı alıntına alma girişimlerine, iktidarın eğitime yönelik ırkçı, gerici ve dayatmacı politikalarına karşı örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.

Türkiye’nin dört bir yanında fedakârca görev yapan öğretmenleri, eğitim ve bilim emekçilerini mesleğine ve haklarına yönelik saldırılara, krizin faturasının sırtımıza yıkılmasına karşı birlikte mücadele etmeye, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Eğitim Sen olarak, bizlere dayatılan her türlü haksız ve hukuksuz uygulamanın eğitim ve bilim emekçilerinin birleşik, örgütlü mücadelesiyle kırılabileceğine inanıyor, yaşadığımız tüm baskılara ve olumsuzluklara rağmen öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.”

”pic0012″”pic0022″

Yorum (0)

Konular:

Eğitim Sen 19 Mayıs kutlaması.

Tarih: 18 Mayıs 2020 Yazan: editor

Eğitim Sen Anamur Temsilciliği basına yaptığı yazılı açıklamayla 19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutladı.

Eğitim Sen’in açıklaması şöyle;

“Gençlerimiz Sadece 19 Mayıs’ta Hatırlanmak İstemiyor!

Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkış tarihi ve emperyalizme karşı mücadelenin sürdürüldüğü Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilen 19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak 100 yıldır törenlerle kutlanmaktadır.

19 Mayıs, aynı zamanda gençlik ve spor bayramı olarak kutlanıyor olsa da yıllardır gençlerimiz evde, okulda, üniversitede, iş yerlerinde her türlü baskıcı uygulamalarla karşı karşıya kalmakta, iktidarın milliyetçi-şoven politikalarına yedeklenmeye çalışılmaktadır.

Gençlik, okuldan çalışma yaşamına kadar bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Eğitimde yaşanan ticarileşme ve özelleştirme politikaları nedeniyle milyonlarca çocuk ve gencimiz hızla eğitim sisteminin dışına doğru itilirken, her yıl yüz binlerce gencimiz çalışma yaşamında işsizlik, güvencesizlik, taşeron çalışma gibi ağır sömürü koşullarıyla karşı karşıya bırakılmakta, iş cinayetlerine kurban gitmektedir.

Hem eğitimli hem de eğitimsiz gençlik kitleleri içinde işsizlik oranı hızla artmakta, geçim şartları zorlaşmakta ve gençlerimiz gençliklerini yaşamaktan çok uzak, çarpık düzenin esiri olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Ülke gençliği, yanlış politikalar sonucunda işsizlik ve güvencesizlik batağına mahkûm edilmiştir. Ataması yapılmadığı için yaşamına son veren işsiz öğretmenlerin sayısı günden güne çoğalmıştır.

Gençliğin sorunlarını önemsemeyen, tutarlı ve planlı bir gençlik politikası geliştirmeyenlerin her yıl 19 Mayıs’ta çıkıp benzer nutuklar atmasının hiçbir anlamı yoktur. Çünkü sorunlar karşısında çözümleri olmayanların yaptıkları tek şey gençliğin sorunlarını görmezden gelmek olmuştur.

Gençliğin geleceğe bakışında ortaya çıkan sorunlar, onların geleceğini karartmakta, gençliğin enerjisini, yaratıcılığını her fırsatta sömürmekte ve onları mevcut sistemin temel parçası haline getirmeye çalışmaktadır. Irkçılık, milliyetçilik ve inanç istismarcılığını ilke edinmiş siyasal hareketlerin özellikle meslek liselerinde gençleri nasıl kuşattığı ve şiddet sarmalının içine çektiği çok iyi bilinmektedir.

Gençlik, ilkokuldan başlayarak idealist, gerici bir temelde örgütlenmiş, dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, onlara gösterilmek istendiği gibi görmelerini sağlayan bir eğitim ile dünyayı tanıyarak hayata atılmaktadır. Bu durum, gençliğin eğitimsiz bırakıldığı, daha çocuk yaşta eğitimden dışlandığı, üniversite kapılarının yoksul-emekçi çocuklarına kapatıldığı gerçeğinin somut bir sonucudur.

Irkçı-şoven düşüncelerle ve dini istismar uygulamaları ile kuşatılmış, yoğun bir popüler kültür saldırısı altında yaşayan geniş gençlik yığınları, geleceksizliğin ve bilinemezciliğin baskısı altında yoğun bir karamsarlığa itilmekte, gelecekten beklentisi olmayan, sadece içinde yaşadığı anı önemseyen bireyler haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye’de farklı kimlik ve inançlara sahip olan gençlik kesimleri, kendi geleceğine güvenle bakabileceği, insanlığın demokratik, eşitlikçi ve evrensel değerlerini özümseyeceği, savaşların olmadığı, halkların özgürlük ve barış duygularıyla bir arada yaşayacağı demokratik bir Türkiye mücadelesinin en önemli dinamiklerinin başında gelmektedir.

Bugün gençliği dört bir yandan saran ve giderek ağırlaşan sorunlara karşın, emek sömürüsüne, emperyalizme, her türlü ırkçı kışkırtmaya ve şiddete karşı tutum alan, duruş sergileyen tüm gençlerin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz”.

pic0014

Yorum (0)

Anket

Mersin - Antalya yolu tamamlandığında Anamur'a ne gibi faydaları olur?

Sonuçlar

Loading ... Loading ...

HAVA DURUMU

ANAMUR

İLETİŞİM SAYFALARI

Son Yorumlar

  • Şeref Koz: Yöremiz, ülkemiz ve geleceğimiz için önemli bir gündemdi....
  • Şeref Koz: Onur Özel Apartmanı sakinlerini duyarlılıkları dan dolayı...
  • Gürdal Sümer: Ulusal bayramlarımız sadece resmi protokolun kontrolünde ve...
  • Şeref Koz: Buradan geçerken hep strese kalıyorum. Bu kadar uzun süre kalması...
  • abdulllah aydın: Sağlam bir ATATÜRK cü olduğuna ,nandığım Sayın Başkan:...
  • abdulllah aydın: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Diyorki:”Cahal et...
  • abdulllah aydın: Yeni seçilen başkan ve üyelere başarılar dilerim.İhrac...
  • Gökçin Yalçın: Başarılar diliyorum.
  • hüseyin kocoglu: meraba arkadaslar kuzu göbegi alıyoruz ve toplatıyoruz...
  • Şeref Koz: Yaşlıya, hastaya, düşküne sağlıklı bakabilmek için oğlu, kızı...