Haberi Arkadaşına Gönder Haberi Arkadaşına Gönder

Gürdal Sümer “Gezileri anımsamak…”

14 Ekim 2021

www.haberanamur.net te yayınlanan haber ve fotoğraflar, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.

Emekli öğretmen Gürdal Sümer’in kaleminden anılar. “Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için. Hadi biraz gezmeye çıkın, iyi gelir.”

“Gezileri anımsamak…

Daha ilkokulda öğrenciyken kafaya taktım. Gezmek kadar güzel bir şey yok. O küçücük yaşta bir kentten diğerine gitmek, yolda dağları, ağaçları başka insanları görmek farklı bir dünyayı görmek gibiydi. Gezmeliyim dedim kendi kendime

Benim gezme tutkum babamın bir sözüyle başladı.

pic0023

“Haydi hazırlanın gidiyoruz !”. Aşağıda bizi bekleyen bir cipe bindik, ailecek. O cip bizi İskele’ ye götürdü, hem de iskelenin taa ucuna kadar. Bir gemi gelecekmiş, o gemi bizi götürecekmiş. Heyecanlandım. Az sonra ufukta bir gemi gözüktü, yaklaştıkça büyüdü, büyüdü tam karşımızda demir attı. Ama 150-200 metre uzakta. O gemi bizi uzaklara götürecekti. İskelenin ucundan kayığa bindik. Kayık gemiye yaklaştıkça gemi daha da büyüdü. Korktum. Gemiden aşağıya bir merdiven sarkıyordu. “İyi yapış” sesleriyle o merdivenden gemiye çıktık. Rahatlamıştım. O gemi gözümde sanki bir ada gibiydi.

İçi insan dolu bir gemi. Orta yerde, yüksekte kocaman bir baca, içinde yükselen dumanlar ve ne yaptıklarını anlayamadığım, sağa sola koşuşturan görevliler. Şaşkın şaşkın çevreme bakarken ansızın öten bir vapur düdüğü ile gemi dalgaları yarmaya başladı. Gidiyorduk. Gemi ilerledikçe Anamur kıyıları yerini başka kıyılara bırakıyordu. Rüyada gibiydim. Hayal bile etmediğim bir ortamdaydım. Hava karardı. Akşam olmuştu. Artık kıyıdan sadece cılız ışıklar geliyordu.

Güçlü bir vapur düdüğü ve arkasından babamın sesi “Alanya’ya geldik !”. Gece karanlığını aydınlatan ışıklar ve insanların telaşlı sesleri. Gerisi aklımda yok. Uyumuşum.

Bu sefer üç kez öten vapur düdüğü ve yine arkadan babamın sesi “Antalya’ya geldik”. Vapur düdüğünün Alanya’da niye bir kez, Antalya’da niye üç kez öttüğünü babama sordum. Gemi vilayetlere yanaştığı zaman üç kez ötermiş. Gemiyi terk ettik

Ama yolculuk bitmedi. Ulaşım aracını değiştirip bir otobüse bindik.

pic0012

Camları yandan açılan, yolcu eşyalarının üste konulduğu, içinde küçük aynaların yer aldığı bir otobüs. Dağları, taşları, yol üzeri evleri, köyleri seyrederek Burdur’a geldik. Burası son varacağımız yer değildi, yine araç değiştirdik.

Trene bindik, buharlı trene. Hani o “Kara Tren” dedikleri.

pic0033

Demir raylar üzerinde giden upuzun bir araç. Önde lokomotif arkada sıra sıra vagonlar. Harekete geçerken bacasında çuf çuf sesleri, demir tekerlerin takurtusu ve ardından keskin bir düdük. İşte kara tren buydu. Vagonlarda 6 kişilik odalar var. Karşılıklı 3er kişi oturursunuz. Geniş bir penceresi ve açılabilir camında ay yıldız arması. Kuşkusuz bu ay yıldız demir ağlarla örülen cumhuriyetin başarısını simgeliyordu.

O vagonun penceresi sinema perdesiydi sanki. Her şeyi gösteriyordu, başka istasyonları başka kentleri, bize el sallayan insanları… Babam birden okuduğu gazeteyi dışarı attı. Neden attığını da anlattı. Yolculuklarda okunan gazeteler köylerden geçilirken dışarı atılırmış, onlar da okusun, onlar da öğrensin diye. Böyle şeyleri ilk kez yaşıyordum. Çok mutluydum, meğer gezmek ne kadar da güzelmiş.

Ve akşam karanlığında son durak! İzmir Basmane Tren Garı. Büyük bir kent. Işıl ışıl. Anamur’dan ne kadar da farklı. Bir taksi ile ablamların evine geldik. Ablam ailemizin en büyük çocuğu ben de en küçüğü. Kavuştuk, hasret giderdik. Yorucu ama zevk aldığım yolculuk bitmişti. Koca şehir gezmeyle bitmiyor, aklımda en çok kalan Enternasyonal İzmir Fuarı idi. Değişik ülkeler fuar içinde kendi pavyonlarını açıyor orada kendi ürünlerini sergiliyordu. Her ülke kendini tanıtıyordu. Anamur’dan sanki ülke dışına çıkmış gibiydim.

Ve dönüş. Bu kez tek ulaşım aracıyla döndük. Gemi ile. Uzun bir yolculuk. Tam beş buçuk gün süren bir deniz yolculuğu. Denizde bize eşlik eden kocaman yunus balıkları, deniz tuttuğu için midesini denize boşaltanlar, limanlarda yükleme boşaltma yapan vincin sesleri olağan şeylerdi. O zamanın basit Anadolu kıyı kasabalarını sırayla geçtik. Güllük, Bodrum. Marmaris, Kaş, Finike ve Antalya. Yola devam. Alanya ve karaya ayak bastığımız yer Anamur.

Gezdiğimiz yerler aklımdan çıkmıyordu. Gezmeyi biraz daha sevdim.

Çok geçmedi yeni ders yılı başladı. Öğretmenimiz bize yaz tatilimizi nasıl geçirdiğimizi anlattırıyordu. Sıra bana gelince İzmir gezimi anlattım. İlgiyle dinleyen öğretmenim beni Gezi Kolu Başkanı yaptığını söyledi. Bu bana bir ödül gibi geldi. Arkadaşlarımın düşüncelerini alarak gezilecek yeri öğretmene bildirecektim. Sınıftaki duvar gazetesine gezilecek yerlerin bir listesini astım. Arkadaşlarıma nereyi gezmek istiyorlarsa oraya bir nokta koymalarını söyledim. Bir noktadan fazla koymamalarını da sıkı sıkı tembihledim. Nerenin gezileceğine öğrenciler karar veriyordu. Sonradan anladım ki öğretmen bize sınıfta uygulamalı demokrasi dersi vermiş.

Sınıf gezisi olarak Pullu Dere, Topbelen, Kale, İskele en çok gezdiğimiz alanlardı. Artık okul gezilerinin içindeydim. Okul ve gezi sözcükleri yüreğimde sarmaş dolaş oldular. Öğrencisi olduğum diğer okullarda da alışkanlığım devam etti. Zaman akıp giderken öğrenci kimliğim sona erdi.

Yeni kimliğim öğretmenlikti. Ortaokul ve liselerde görev yapacaktım. Öğrenci değildim. Ama yine öğrencilerle beraberdim. Yine okul gezilerinin içinde buldum kendimi. Öğrencilerle beraber gezmenin kesinlikle bir eğitim etkinliği olduğuna inandım. Eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak gördüm.

Her öğrenci öğretmenine yakın olmak ister. Onunla konuşmak, onunla sohbet etmek ister. Hatta daha da ileri giderek okul dışında da beraber olmak, güzel vakit geçirmek ister. Ama tekdüze eğitim sistemimiz buna engel. Öğrenci sabah okula gelir, zil çalar, toplanırlar, sınıf sınıf içeri girerler. Arkasından öğretmen derse girer. 40 dakika ders, teneffüs, tekrar ders, tekrar tenefüs. Gün boyu devam eden bu proğram öğrenciyi, de öğretmeni de yorar. Ertesi gün, ertesi hafta yine aynı şeyler. Öğretmen de benzer duygular içindedir, o da öğrencisiyle bağ kurup onu yakından tanımak ister. Ancak koşullar buna çok uygun değil. Öğrenci ile öğretmen arasındaki tatlı diyalog artık başka günlere kalır.

İyi bir lise, iyi bir üniversite bölümü kazanmak için okulda, özel kurslarda kafası da iyice şişen öğrenciye bir nefes aldırmak gerekir. Bu nefes okul gezileridir. Öğretmenleriyle birlikte yaptıkları okul atmosferinden uzak günübirlik yayla gezileri onlara ilaç gibi gelir. Dağlarda kartopu oynayan, mangal yapan gençler streslerini orada bırakarak dönerler. Pazartesinin enerjisi hazırdır.

Dersler kurslar devam eder. Öğrenilen konular çoğalmıştır. Bu da kafaların biraz daha şişmesi, stresin biraz daha artmasıdır. Öyle bir eğitim sistemi ki öğrenmek yetmiyor, arkadaşlarından daha fazla öğrenmesi gerekiyor. Yoksa hedefindeki okula giremez. Öğrencinin ruh sağlığı tehlikede. Hele bir de onu bir başka öğrencinin başarısıyla kıyaslıysan annesi babası varsa..! Öğrencinin kısa bir ara vermesi gerekiyor.

Bu kısa aranın adı okul gezisidir. Öyle bir günlük okul gezileri yetmez. Daha uzun sürmeli. Üç gün olabilir, dört gün beş gün olabilir. Ulusal Egemenlik ya da Gençlik ve Spor Bayramı tatillerini de içine aldı mı bu gezi gerçekleşebilir.

Artık görev bundan sonra Gezi ve Turizm eğitsel kolu rehber öğretmenindir. Bu gezi için öğretmen an az bir ay hazırlık yapacaktır, yoksa yetiştiremez. Bazen bir ay da yetmez. Nereye gidilecek? Önce eğilim yoklaması yaparak gezi yerini saptar. O bölgede yer alan tarihsel ve doğal güzellikleri gezi programına ekler. Daha sonra okul müdürü ile beraber gezinin otobüsünü saptar. Konaklama için bazı otel ve öğretmenevleriyle anlaşma ve rezervasyon yapılır. Gezinin maliyeti kişi sayısına bölünerek kişi başına düşen fiyat ortaya çıkar. Bir de gezinin ayrıntılarını gösteren poster duvara asılır. Ve öğrencilerin başvurusu başlar.

Ancak bizden önce gezi dosyası seyahate çıkar. Rehber öğretmenden okul müdürüne, okul müdüründen İlçe Milli Eğitim Müdürüne, İlçe Milli Eğitim Müdüründen İl Milli Eğitim Müdürüne, İl Milli Eğitim Müdüründen Valiliğe seyahat eden gezi izin dosyası aynı yolu izleyerek okula geri döner. Bu da bir ayı bulur. Anamur il olsa bu kadar gezmezdi diye düşünürdüm.

Bazı arkadaşlarım bu kadar öğrencinin sorumluluğunu üzerime nasıl aldığımı merak ederlerdi. Öğrencilerle gezmeyi seviyorsan gerisi kolay derdim.

Artık gezi için hazırız. Otobüs okulun önündedir. Öğrenciler koltuklarda yerlerini alırlar. Küçük yaştakiler ön koltuklara, öğretmene görünmek istemeyenler arka koltuklara yerleşir. Otobüsün hareketiyle Anamur geride kalır. Öğrenciler çok mutludur, huzurludur. Ödev kontrolü yok, yazılı sınav yok, gömleğini dışarı sarkıtma diyen yok, kravatını düzelt diye uyaran da yok. Türkiye’nin doğal güzellikleri tarihsel eserleri onları bekliyor.

Annelerinin özenle hazırladıkları pastalar böreklerin ikramı başlar. Bu da otobüs içindeki kaynaşmayı dostluğu pekiştirir.

Okul gezilerine sadece bir eğlence olarak bakmayın, bu gezi öğrencinin yurdunu biraz daha tanımasıdır. İlk TBMM ve Anıtkabir’i görmek için Ankara’ya gitmesidir. Kendi ulusunun bağımsızlığını kazanmak için savaştığı Sakarya’yı. Dumlupınar’ı, Çanakkale’yi yerinde görmesidir, Karadeniz kıyılarında içtiği çayın ekildiği tarlayı görmesidir.

Otobüsün içinde dinmeyen bir gürültü. Ben gürültü diyorum ya meğer gürültü değilmiş o şenlikmiş. Doğru söylüyorlardı. Sesi güzel olan bir öğrencinin türküsünü bile rahat dinleyemezdik.

O günkü program gereği ziyaretler tamamlanmıştır. Yorulan öğrencilerle otele geliriz ve akşam yemeğini yeriz. Sıra odalara çekilip uyumaya gelmiştir. Ama kim uyuyacak, o yorgun öğrencilerin hepsi enerjik, hepsi dinamik. Birbirlerinin odalarını ziyaretler gece saat 12 ye 01 e kadar uzayan sohbetler, şarkı türkü söylemeler. Son öğrenciyi de yatırdıktan sonra rehber öğretmen yatağa girer.

Sadece otellerde değil kamu kurumu misafirhanelerinde veya öğretmenevlerinde de kalırdık. Fiyatları daha ucuzdu. Bunlardan birisi Antalya Orman Kampıydı. Kamp müdürü bana kızdı. Öğrencileri niye Hristiyanların eserlerine götürüyormuşum. Ona Anadolu’daki eserlerin bir kültür mirası olduğunu, dinsel ayrım yapmamamız gerektiğini anlatmaya çalıştıysam da anlatamadım. Yetkisi olsa bizi kızıp kamptan kovacaktı!

Ilgaz dağının güzelim ormanlarını geziyoruz. Öğrencilerin çıkardığı sesten kafası şişen öğretmen nihayet patladı. “ Yeter artık kesin sesinizi, burası dağ başımı ?” Cesaretli bir öğrenci yanıtladı. “Evet öğretmenim, burası dağ başı!” O günkü stres orada kaldı.

Çanakkale. Batılı emperyalistlere karşı kazanılan zaferin sahnesi. Burayı rehberle gezmek gerekir. Ancak bazı rehberler Türk ordusunun başarısını gölgeleyebilmek için gökten atlı melekler indi, askerlerimizi kurtardı gibi yalanlarla ziyaretçileri kandırıyorlardı. Uydurdukları diğer hikâyelerle müritleri ağlatırlarmış. Bizim rehberin anlatısı böyleydi. Kurtulamadık gitti bu yobaz rehberlerden.

Unutkanlık. Tedavisi zor bir özelliğimiz. Sabah otelden ayrılan öğrencilerimiz bazen saatini, bazen fotoğraf makinesini bazen de cep telefonunu unutarak otobüse binerler. Tam yol üzerindeyken “ Öğretmenim, fotoğraf makinam otelde kalmış, yeni almıştık, babam bana çok kızacak!” Gezinin unutkan öğrenciye zehir olmasını istemezdim. Uzun uğraşlardan sonra unuttuklarını geri alırdık. Muğla’dan ayrılırken bütün öğrencileri bir şey unutmamaları konusunda sıkı sıkı uyardım. Fethiye’ye geldiğimizde otobüste bir kişinin valizi çıkmadı. O kimdi biliyor musunuz? O kişi bendim. Öğrencilerden utandım.

Bir geziyi planlarken bölgenin hava koşullarını da dikkate almak gerekir. Aniden bastıracak bir kar, yağmur fırtına gezinin tadını kaçırabilir. Hava tahmin raporlarının tahminleri bazen tutmuyor. Tutmadığını Pülümür’de gördük.

Erzincan’dan ayrılıp Tunceli yoluna girdik. Bir askeri birlik bizi karşıladı. Onlara gerekli bilgileri verdim. Yolun güvenli olduğunu söylediler. Rahatladık. Pülümür’e doğru tırmanırken yol kenarında hafif kar görmeye başladık. Hoş bir görüntüydü. Giderekten kar çoğalmaya ve yolu örtmeye başladı. Derken yol görünmez oldu. Kar yükseldi. Bu sefer rahatsız olmaya başladım. Otobüs öndeki araçların bırakmış olduğu tekerlek izini takip ediyordu, ya tekerlek izinden çıkar da kara saplanırsa, yol ıssız, cep telefonları çekmez. Yanımda Müdür Muavini Mehmet Ballı oturuyordu. Onun da yüzü tedirgindi. Sıkıntılıydı. Sıkıntısını anlattı, “ya PKK önümüzü keserse, ya kurşun yağmuruna tutarsa…” Tedirgindi. Ama ona öyle bir şey söyledim ki… Rahatladı. Çok güldü, ben de güldüm. Öğrenciler de bize bakıyordu, bu öğretmenler niye gülüyorlar diye. Dua et kara saplanmayalım dedim.

Unutmadığım bir gezi Ege ve Marmara kıyı gezisiydi. Çok eğlenceli bir gezi olduğundan değil aksine çok sıkıntılara girdiğim bir geziydi. Organize gayet güzeldi. Rezervasyon tamam. Valilik izni tamam. Geriye bir otobüse binmek kalıyor. Ama bir hafta kala İlçe Milli Eğitim Müdürü izin verdiği geziye yine kendisi müdahale etti, gezi günlerini kıstı. Rezervasyonları değiştirmek kolay olmadı. Rota bozuldu. Her şey altüst oldu. Akşamüzeri gireceğimiz bir otele sabah ezanı okunurken geldik. Oysa hem İlçe Milli Eğitimin hem de valilik onayı olan bir geziydi. O İlçe Milli Eğitim Müdürünü hiç unutmadım. Umarım o da beni unutmamıştır.

Geziyi tamamladık. Ama defteri kapatmadık. Sırada gezinin “En” leri var. “ Otobüste en çok uyuyan”, “en çok hediye alan”, “en çok gürültü yapan”, “en çok telefonla konuşan” “gezi kurallarına en çok uyan ve diğer “En” ler arkadaşlarınca saptanır ve ilan edilir, geziye güzel bir anı olsun diye.

Gezi anıları bitmez, askerlik anıları gibidir. Geziye katılan her öğrencinin, her öğretmenin size anlatacağı bir şeyler vardır. Anadolu Lisesinin gezilerinde Okul Müdürü Ethem Ziya Alıçlı, Müdür Yardımcısı Mehmet Ballı ve diğer öğretmen arkadaşlarımın katkılarını unutmadım. Sağ olsunlar.

Gezmek çok güzel, şöyle ya da böyle. Ancak ülkedeki hayat pahalılığı, işsizlik, baskılar canınızı sıkıyor değil mi?

Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için.

Hadi biraz gezmeye çıkın, iyi gelir.

pic0041

Yapılan Yorumlar:1 Adet

  1. Adil Demir Yorumu:

    Kalemine sağlık abi!

Yorumlayın

Anket

Mersin - Antalya yolu tamamlandığında Anamur'a ne gibi faydaları olur?

Sonuçlar

Loading ... Loading ...

HAVA DURUMU

ANAMUR

İLETİŞİM SAYFALARI

Son Yorumlar

  • Adil Demir: Kalemine sağlık abi!
  • Filiz AYDIN GÖK: Tarihle ilgisi olmayan insanların bile anlayabileceği bir...
  • Gürdal Sümer: Hijyenik ve sağlık koşullarının yok sayılarak inşa edilen bu...
  • gürdal sümer: Sevgili Özge Kardeşim, mesajına o kadar sevindim ki anlatamam....
  • Özge Kılınç: Gürdal öğretmenim çok duygulandım. Ben, Anamurlu Özge Kılınç....
  • İsmail mert: Gürdal hocam kaleminize sağlık.Anamur Anadolu lisesinde ilk...
  • gürdal sümer: Adil Bey’in yazımı zevkle okuması bana en büyük ödül....
  • Adil Demir: Gürdal Abi;harika bir yazı zevkle okudum.Kalemine sağlık!Anı...
  • Vatandaş: Sayın Başkan, yasal olarak resmi yönetmelik ve meclis kararlarını...
  • Gürdal Sümer: Bizler eğitim alırken de verirken de çevre ve temizliğe...