Haberi Arkadaşına Gönder Haberi Arkadaşına Gönder

Anamur’da 60’lı 70’li yıllarda yabancı turistler

02 Eylül 2021

www.haberanamur.net te yayınlanan haber ve fotoğraflar, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.

Emekli öğretmeni İ. Gürdal Sümer’in kaleminden 60’lı, 70’li yıllar da Anamur’da yabancı turistler.

“Milattan Sonra 1960‘ın ilk yılları hiç turist görmediğim bir zaman dilimiydi. Duyardım üstelik merak da ederdim, turist nedir, nasıl bir şey diye. İlkokul öğrencisiydim. Okul bahçesinde oynarken bir gün, öğretmenin gür sesiyle irkildik. “ “Çocuklaaar!, yola bakın turistler geçiyor!” Gördüğümüz şey yavaş ilerleyen bir otomobil ve içinde birkaç insan. Çoğumuz belki de ilk kez turist görüyordu. O zaman anladım ki turistler de insanmış, bizim gibi. “ Öğretmenim turistler ne yapar” diye hemen sordum. “Her yeri gezer, dünyayı gezer” diye yanıtladı. Hiç böyle güzel bir “meslek” duymamıştım. Her yeri gezmek, dünyayı gezmek ne güzel.

Akşam anneme babama ben büyüdüğümde turist olacağım dedim. Avukat, öğretmen ya da eczacı olmamı bekleyen bizimkiler çok şaşırdı. Turist’ in ne olduğunu anlattılar. Meğer turist diye bir meslek yokmuş. Onlar sadece gezermiş. Olsun, turist olmak çok hoşuma gitmişti.

Zaman ilerledikçe daha fazla turist görmeye başladım. Onlar da insandı ama giyimleriyle davranışlarıyla bizden farklıydı.. Gülümseyen yüzleriyle, ütüsüz giysileriyle sakallı erkekleriyle, genç güzel kadınlarıyla bende hep merak uyandırırdı. Bu turistler Mamure kalesini, ören yerlerini güzelce gezerler, bazen Pullu Kampında bazen de İskele’ deki kamplarda çadır kurarlar orada yatarlardı. Kimi turistler de çarşı içindeki otellerde geceyi geçirirlerdi. Mamure Kalesi, Antik Anamuryum kenti ve Köşekbükü Mağarası en çok ziyaret edilen alanlardı. Her yerde turist vardı. Çokça Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya’dan gelirlerdi. İngiltere ve Amerika’dan gelenler daha azdı. Küçük otomobillerine binerler, ülkelerinden Anamur’a kadar gelirlerdi. Anamur yolları çok kötü virajlı diye hiç şikayet etmezlerdi. Nazik ve samimi insanlardı, yüzleri hep gülerdi. Konuşulacak, sohbet edilecek insanlardı. Ancak aramızda önemli bir problem vardı. Onların konuştuğu dili anlamazdık, onlar da bizim konuştuğumuz dili. Birbirimizin yüzüne bakıyor, selamlaşıyor daha öte gidemiyorduk. İsimlerini, nereden geldiklerini bir sorabilsem, bana söylediklerini ah bir anlayabilsem, azcık Fransızca bilsem diye içimden geçirirdim.

Ortaokula İzmir’de başlayınca yabancı dilim İngilizce oldu. Çat pat bir şeyler öğrendim. Artık selamlaşmanın ötesine geçebiliyordum. Yine de yetmezse tarzanca, o da yetmezse beden dilini kullanıyordum. Yani el, kol ve yüz hareketleriyle iletişime katkı sağlıyordum.

Anamur’da yaz mevsimi yalnız gelmez, beraberinde bol yabancı turisti de getirirdi o zamanlar. Her yerde turist görmek mümkündü. Otelciler memnun, lokantacılar memnun, esnaf memnun, en çok ta yabancı dilini geliştirmek isteyen gençler.

Bu arada Halk Eğitim Merkezi bir adım attı. Ama iyi bir adım. Esnaflara İngilizce kursu açtı. Bir esnafın ekmeğin, peynirin İngilizcesini bilmesi, kaç lira ettiğini söyleyebilmesi, selamlaşabilmesi ne güzel. Turizmin tohumları Anamur’da yeşeriyordu.

Farklı dinden, farklı milletlerden, farklı dillerden kalkıp ta buraya kadar gelen yabancı turistler Anamur üzerinde bir gökkuşağı gibiydi, renk renk.

Lise öğrenimime Anamur’da devam ettim. Ancak lisede tek yabancı dil vardı o da Fransızca. Yabancı dili İngilizce olan benim gibi birkaç öğrenci daha vardı. İngilizce öğretmenimiz de yoktu. Fransızca derslerine girerdim ama sıkılırdım, beni dışarı atsın diye bazen öğretmenimi kızdırırdım. Yılsonunda Hava Radar’ da görevli bir subay okula gelir, bizi sınavdan geçirir, biz de İngilizce’ den sınıfı geçerdik. Ama yine de edindiğim bazı kitaplarla da İngilizce ’ye çalışıyordum.

O günlerde çok yakın bir arkadaşımın babası Jandarma Komutanıydı. Bir akşam bana otobüsleriyle seyahat eden Kanadalı bir turist kafilesinin Antik Ören’de kamp kurduğunu söyledi. Kanada kafilesine bunun yasak olduğunu başka yere kamp kurmaları gerektiğini söyleyebilir misin diye sordu. Düşündüm, evet dedim. Hemen komutanla ve 4-5 silahlı Jandarma eriyle olay yerine hareket ettik. Heyecanlandım. Ya başaramazsam..! Vardığımızda yemek yiyorlardı, silahlı jandarmalardan ürktüler. Kısaca anlattım, dilimin döndüğü kadarıyla. Beni anladıklarını, başka bir yerde kamp kuracaklarını söylediler. Başarmıştım..

Bu turist milleti bizden çok farklı. Bir kere doğayı bizden daha çok seviyorlar. Nasıl sevdiklerini size şöyle anlatayım. Batılı bir ülkeden gelen turist İskele’ de haşlanmış bir mısır alır ve yiyerek Dragon Çayı’na kadar gelir. Geldiğinde elinde sadece mısırın koçanı kalmıştır. Çay kenarını kirletmemek için o koçanı rastgele atmaz, İskele’ ye geri götürür. Şimdi o turistin çöplüğe dönen çay kenarını görsün istemem. Deniziyle, ormanıyla akarsuyu ve güneşiyle bir de yemyeşil bahçeleriyle Anamur onlara göre tam bir cennet. Ya tarihsel eserlere ne demeli, Bizanslılar, Selçuklular ve Eski Romalıların armağanı kaleler, camiler, kiliseler turistleri bir mıknatıs gibi kendine çekiyordu. İşte onun için Anamur “Turistik” bir kasabaydı. Onun için çok turist geliyordu. Yabancı dil öğrenmek isteyen gençler çok şanslıydı. Gelen yabancı turistler gençlerle İngilizce, Fransızca veya Almanca dillerinden biriyle konuşuyordu. Ne de olsa gençlerimiz “bir lisan bir insan, iki lisan iki insan” deyişinin farkındaydılar.

Liseyi bitirdim. Ankara Gazi Eğitim’in İngilizce Öğretmenliği bölümüne girdim. Artık hem turistlere hem de İngilizce ’ye daha yakın olacaktım. Yabancı dilde konuşma becerisi o dili bol bol konuşmakla gelişebiliyor. Babanızla annenizle yabancı dil konuşamazsınız, arkadaşınızla da konuşamazsınız geriye kim kalıyor; yabancı turistler. O turistler ki ayağımıza kadar gelen bulunmaz bir fırsat gibiydiler.

Benimle aynı okulun Fransızca Öğretmenliği bölümüne giren Anamurlu arkadaşlarım Zekai Özcan ve Süleyman Oğuz’la birlikte gündüzleri turistlere rehberlik ediyor, akşam olunca da turistler bizi akşam yemeğine alıyorlardı, seyyar Turizm bürosu gibiydik. Öyle ki Süleyman Oğuz işin içine öyle girdi ki Turizm Danışma Müdürü oldu. Ancak Zekai Özcan gönlünü bir Fransız’a kaptırınca olanlar oldu soluğu Fransa’da aldı. Ülkemize bir turist gibi geliyordu. Fransa’dan gelin aldığımızı düşünürken meğer Fransa’ya damat vermişiz.

Okul günlerim iyi giderken hükümet değişti. MC hükümeti ülke yönetimini ele aldı. Okuldaki akademik sistemi eski klasik sisteme dönüştürdü. Oysa Gazi Eğitim Üniversite sistemi uygulayan Türkiye’de tek pilot okuldu. Sistemin eskiye dönüşmesiyle beraber siyasal kavgalar da başladı. Bu da eğitimin aksamasına ve sık sık okulun kapanmasına neden oldu. Sık sık okulun kapanmasıyla ben de sık sık Anamur’a geldim. Ders açığımı turistlerle konuşarak kapatmaya çalışıyordum. Çünkü bir gerçek vardı, Ankara’da turist yok, Anamur’da çok.

Anamur’da Pullu Kampı yabancı turistlerin belki de en çok sevdiği mekandı. Karavan veya çadırlarıyla gelirler. İçeri girmeden önce tuvaletin yerini sorarlar ve oraya giderler. Herkes onların sıkıştığını, çiş yapmaya gittiğini zanneder. Gerçek öyle değil. Tuvalet temiz mi, değil mi onu görmeye gider. Temiz bulursa hemen kamp kurar. O yıllar Pullu uluslararası bir kamp alanı gibiydi. Her tarafta yabancı turist… Her tarafta kurulan dostluklar… Gündüz deniz sefası akşam da müzik sefası. Karetta kaplumbağalarının yumurtlamaya gelmesi, o yumurtalardan çıkan yavruların denize ulaşmaya çalışması Pullu da bir festival gibi algılanıyordu.

Diğer bir kamp alanı İskele Cami’sinin hemen yanında kurulmuştu. İsmi “Yalı” idi. İşletmecisi İsmet Eroğlu. Ben onun kadar mesleğini zevkle yapan bir turizm işletmecisi görmedim. Vaktinin çoğunu turistlere ayırır, onların rahatını sağlardı. Akşamları İskele sakinlerinden Hacı Küllü kampa gelir, bir güldürü sanatçısı edasıyla turistleri gülmekten kırar geçirirdi. Orası sanki bir kamp alanı değil, İskele de bir eğlence merkezi gibiydi.

Yabancı konuklarımız her zaman kamplarda ya da otellerde kalmazdı, evlerimizde de kalırlardı. Hem de hiç para ödemeden. Nasıl mı? Kaldığı evdeki gençle hep yabacı dil -konuşurdu. Yemek bedava, yatak bedava ama yabancı dil dersleri de bedava.

Öylesine güzel dostluklar oluştu ki yabancı konuklarla, Anamur’daki bazı çevre gezilerini birlikte yapıyorduk. Güzel anılar biriktiriyorduk. Kalınören’de bir köy düğünü vardı. Avusturya’lı genç bir çift olan çadır komşuma bu köy düğününe beraber gitmeyi önerdim. Çok sevindiler. Öyle ya, sadece tarihsel ve doğal güzellikleri görmek için değil yaşam tarzımızı, düğünlerimizi de görmek istiyorlardı. Düğün yerine geldik. Gelin-Damat yan yana oturuyor davetliler de onlara bakıyordu. Gırnata, keman ve davul eşliğinde oynayanlar ortamı coşturuyordu. Genç hanım turist damadı öptü, gelini öptü tebrik etti ve hediyesini taktı. Sıra erkek arkadaşına gelmişti, o da tebrik edecekti ki, damat kulağıma fısıldadı : “ Beni öperse öpsün ama gelini öptürmem, taca ben öpmedim”. Böylece damat gelinin yanağını yabancı bir erkekten kurtarmıştı.

Aytaç Kırtasiye’nin karşısında tek odalı küçük zarif bir yapı vardı. Bu yapı “Turizm Danışma Bürosu idi. Turizm Tanıtma Bakanlığına bağlı içinde müdürü, memuru ve hizmetlisi olan bir resmi daire. Çarşıya doğudan giren turistleri bu güzel yapı karşılardı. Burada turistlere enformasyon hizmeti verilir yani nereler gezilebilir, nerede yemek yenir, nerede yatılır konusunda bilgi verilirdi. Ama o dönem yabancı dil bilen elemanı da yoktu büroda. Sıkıntı vardı.

Bu sıkıntı sadece Anamur’da değildi, aynı sorun birçok turistik merkezlerdeki danışma bürolarında da vardı. Bakanlık olayı çözdü. Turizm Bürolarında görevlendirmek üzere yabancı dili yeterli olanlar arasında sınav açtı. Açılan sınavı kazananlar sözleşmeli olarak bürolara atandılar. Artık onlar “Enformasyon Memuruydu. O atananlardan biri de bendim. Anamur’un o küçücük Turizm Danışma Bürosu’nda yerimi aldım.

Mevsim yine yazdı. Anamur gene turist yükünü tutmuştu. Turizm Bürosu Sosyal Güvenlik Kurumu gidip gelenler gibi çok yoğundu. Turist lokantada yediği kazığı bize şikayet ediyordu, Sivrisineklere önlem almayan otelin acısını bizden çıkarıyordu. Pullu’da kamp kurallarına uymayanları, gece gürültü yapanları bize aktarıyordu. Turizm Bürolarından çok şey bekliyorlardı.

Yeni Zelanda’lı bir grub turist kamyonla dünya turuna çıkar. Kamyon dediğime bakmayın, içinde oturmak için uzun rahat kanepeler, güneşi engelleyen gölgelikler olan rahat bir kamyon. Kaledıran’a geldiklerinde deniz kenarında kamp kurarlar ve geceyi orada geçirirler. Ancak sabahleyin içlerinden birisi uyanmaz. Ölmüştür. O kamyonun sürücüsü ve muhtar sabahın erken saatlerinde büroya gelerek olayı anlatırlar. Olayı resmi makamlara ilettim. Cumhuriyet Savcısı, Jandarma Komutanı Ve Hükümet Tabipliğinden oluşan bir ekiple olay yerine gittik. Araçlardan indiğimizde Hükümet Tabibi Bahri Oğuz muhtara “Boğazlar Meselesini halledin dedi. Şaşırmıştım, uluslararası bir meselede köy muhtarı ne yapabilirdi ki. Ama az sonra anlaşıldı. Yemekler gelince anladım ki “boğazlar meselesi” yemek yediğimiz boğazımızın meselesiymiş. Daha sonra otopsi için olay yerine gittiğimizde turistlerin neşesine diyecek yoktu. Yüzüyorlar, içiyorlar, şakalaşıyorlardı. Kimsede üzüntü falan yoktu. Otopsi başladı. Cesetten uzak durmaya çalıştım. Alışık değildim. Doktorun ölen turistin akşam ne yediği ne içtiği sorularını bana sorduruyordu ama cesetten uzak durduğumdan rahat duyamıyordum. Bahri Oğuz bana çok kızdı. “Görevini yapacaksan doğru dürüst yap” dedi. Doktor nerden bilsin o işin benim asli görevim olmadığını, sadece gönüllü olduğumu!

Başımı derde soktuğum durumlar da oldu. Minibüslü bir İtalyan gurup Kale civarında bir lokantada balık yer. Yemek lezzetli ama ödenecek faturada hiç lezzet yok. Yapılan şikayet üzerine onların minibüsüne binerek bir Jandarma Uzman Çavuş komutasında dört tüfekli erle olay yerine yani lokantaya hareket ettik. Karşısında devlet gücünü gören lokanta sahibi fazla direnmedi. Faturayı istenilen seviyeye indirdi. Komutan memnun, turistler memnun. Dönmek üzereyken komutana deniz kenarında bir traktörün kaçak kum yüklediği ihbarı geldi. İhbar doğruydu, traktör kumu yüklemiş Bozyazı’ya doğru gidiyordu. Turistlerin minibüsüyle yaptığımız amansız! Takip sonucu yakalanan traktör lokantaya geri getirildi. Ben de komutana ibret-i alem için kumun yüklendiği yere boşaltılmasını önerdim. Kabul etmedi, karakolun inşaatı var oraya dökeceğim dedi. O zaman siz de kum çalıyorsunuz dedim, dedim ama bana çok kızdı. “Devlet kendi malını istediği yerde kullanır sana mı soracak, anarşist misin komünist misin sen ?” dedi. Ben daha da ısrar edince beni devletin askerine mukavemetten gözaltına aldı. “Atın bunu minibüse” dedi. Traktör sürücüsü de minibüsteydi. Dertleştik. Kum karakol inşaatına dökülürken beni affettiğini söyledi, bir daha devletin işlerine karışma dedi. Hapisten yeni çıkmış gibi sevindiğimi hatırlıyorum.

O yabancı konuklarımızla yaşadıklarımız elbette benimle sınırlı değil, kim bilir kimlerle neler yaşadılar… Ama öylesine güzel, öylesine ilginç anılar bıraktılar ki anlatması uzun. Anamur’un Avrupa’ya açtığı pencere gibiydiler.

Zaman akıp gitti, çok şey değişti. O yabancı turistli günler geride kaldı. Eskisi kadar turist gelmez oldu. Sonra yok denecek kadar azaldı. O heyecanlı günler, o maceralı günler unutması zor anı olarak kaldı içimizde.

Peki ne oldu da böyle oldu? Bence büyük sermaye palazlandı, küçük sermayeye acımadı. , çok yıldızlı, lüks oteller yaptılar. Turistleri oraya doldurdular, “Dışarı çıkmana gerek yok, aradığın her şey bu otelde var” dediler. Geliştirdikleri bu sisteme “Her şey dahil” ismini verdiler. Anamur bu oluşumun dışında kaldı.

Böylece turistler pansiyonlardan, küçük otellerden, lokantalardan, yaşam tarzımızdan, belki de en önemlisi yabancı dilini geliştirmek isteyen gençlerden uzak kaldılar.

Ben yine en başa döndüm. Nereye derseniz, Anamur’da hiç yabancı turist görmediğim bir zaman dilimine!”

pic0011pic0021

Yapılan Yorumlar:3 Adet

  1. Adil Demir Yorumu:

    Gürdal Abi;harika bir yazı zevkle okudum.Kalemine sağlık!Anı yazılarını kitap haline getirirsen çok seviniriz.

  2. gürdal sümer Yorumu:

    Adil Bey’in yazımı zevkle okuması bana en büyük ödül. Teşekkür ederim.

  3. İsmail mert Yorumu:

    Gürdal hocam kaleminize sağlık.Anamur Anadolu lisesinde ilk ingilizce eğitimi mi sizden ve sayın muazzez aymelek hocamdan almıştım.ve ilk eğitim ve gramer sayesinde Alanya da çalışarak ingilizceyi geliltirdim ve 1998 den bu yana ekmeğimizi sizin öğrettiğiniz ingilizceyle kazanıyorum. Saygılarımla. İSMAİL MERT

Yorumlayın

Anket

Mersin - Antalya yolu tamamlandığında Anamur'a ne gibi faydaları olur?

Sonuçlar

Loading ... Loading ...

HAVA DURUMU

ANAMUR

İLETİŞİM SAYFALARI

Son Yorumlar

  • İsmail mert: Gürdal hocam kaleminize sağlık.Anamur Anadolu lisesinde ilk...
  • gürdal sümer: Adil Bey’in yazımı zevkle okuması bana en büyük ödül....
  • Adil Demir: Gürdal Abi;harika bir yazı zevkle okudum.Kalemine sağlık!Anı...
  • Vatandaş: Sayın Başkan, yasal olarak resmi yönetmelik ve meclis kararlarını...
  • Gürdal Sümer: Bizler eğitim alırken de verirken de çevre ve temizliğe...
  • Adem seymen: Sayın kayınbabam, herzamanki gibi çok anlamlı ve akıcı...
  • Adil Demir: Hocam sinema geçmişini çok güzel güzel yorumlamışsınız.K...
  • Burcu Sümer: Eline yüreğine sağlık baba.Bir sinema tutkunu olarak zevkle...
  • Ayşe Derya Seymen: Babacığım yine mükemmel bir yazı olmuş.. ELİNE, KALEMİNE,...
  • Ergun Nuhut: Şu an saat 03.45. 11 Mayis 2022… Yazıyı büyük bir keyifle...