www.haberanamur.net te yayınlanan haber ve fotoğraflar, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.
Değerli okuyucular ya da şöyle bir bakıp geçen ziyaretçiler veya bu cümleyi okuduktan sonra sıkılıp “geri” butonuna tıklayacak olanlar…
Bu yazıda, bugüne kadar Anamur’da gazetecilik ve gazeteciler konusunda ha bire yazıp sinirimi bozanları biraz eleştireceğimi belirteyim de okuyup okumayacağınıza ona göre karar verin.
Okumasanız da okunma sayısının artmasına ve de sitenin pegarenk değerinin yükselmesine yaptığınız katkı için teşekkür ederim.
* * *
Aslında yazıya, Sözcü’deki yazılarında diğer gazetelerdeki yazarlar için örneğin; “Dönek Ertuğrul, Penis Yazarı Serdar, entel ve liboş yandaş yazarlar, beslemeler” gibi sert ifadeler kullanan Emin Çölaşan gibi direkt saldırıyla başlamayı düşündüm.
Ama nihayetinde eleştireceğim meslektaşlarla her an yüz yüzeyiz ve Acun’un “yeteneklisin ama ben de hayır diyorum” sözünden sonra oluşan buz gibi ortama benzer bir ortamın zeminini hazırlama sorumluluğunu almak istemiyorum.
Zira, bu yazıya karşılık olarak çıkabilecek üstün zeka ürünü felsefi yaklaşımların ardından “sen başlattın” dediklerinde elimde en azından bir maça ikilisi olsun.
* * *
Anamur’da mesleğe başladığım 2003 yılından bu yana yerel ya da ulusal basında (internet dahil) “gazetecilik nedir, gazeteci nasıl olmalıdır, gazetecilik etiği, kamu yararını gözetme” ve benzeri sayısız yazı okudum.
Bu yazılarda bir tane dahi olsa yanlış bir cümleye rastlamadım Allah için. Yazanlar bi tamam yazının hakkını verip dos doğru, öğretici yazılar döşeniyordu…
Ben bu fikirleri, önerileri, bir gazetecinin nasıl olması gerektiğini iyice ezberleyip meslek yaşamımda uygulamaya çalıştım. Etraftan başarılı olduğumu söylediler. O gazla gidip muz ve caretta haberleri yaptım. Bazı haberlerim ulusal basında çıkınca keyiften dört köşe oluyordum…
Üst üste 6 maç kazanan futbolcu gibi kendime aşırı güvenip de “Ya artık ben gazeteciyim. Oldum ben. Başbakanı bile haber yaptım. Daha ne yapayım uzaya mı çıkayım” diye övünme moduna girmiştim ki bir gün tamirci çırağının biri bana “Ne dolaşıp duruyon, gene ne yalanlar yazacan” deyince, beynime bir şimşek çaktı.
* * *
Aynanın karşısına geçip kendimi sorgulamaya başladım…
“Mesleğimi iyi yapıyor muyum? İnsanlar beni ne kadar tanıyor ve de ne kadar bana güveniyor? Beni hangi zamanlarda tanıyıp saygı gösterip hangi zamanlarda görmezden geliyorlar. Yaptığımız işe, ürettiğimiz ürüne toplumda ne kadar önem veriliyor. Halk bunlara ne kadar sahip çıkıyor?” diye düşündüğümde durumun aslında ne kadar vahim olduğunu anladım.
Anamur’daki gazeteciler olarak çok başarılı olduğumuz, mesleği iyi bildiğimiz ve yaptığımız, önemli bir mesleği icra ettiğimiz ve hatta gazeteci olduğumuz, gerekli zamanlar ve ihtiyaç duyan kişiler dışında kimse tarafından umursanmıyordu…
* * *
Neden umursanmıyordu?
Bu durumun başlıca sorumlusu, sürekli gazeteciliği yazan, çok iyi gazeteci olduğunu iddia eden ama bir türlü adam gibi bu işi yapamayan bizlerden başkası değildi…
Hal böyle olunca ben, başarılı ve tanınan bir gazeteci değil, teknik olarak etrafta olan biteni haber haline dönüştüren bir muhabirden başka bir şey olmuyorum…
Okudunuz… Kendimle yüzleştim ve daha kat etmem gereken uzun bir yolun başında olduğumu kabul ediyorum…
Peki ama Anamur’daki değerli gazeteciler hiç kendilerini aynanın karşısına geçip sorguluyorlar mı?
Bunu bilemiyorum. Ama yazılarına bakılırsa onlar bu aşamaları çoktan geçmiş.
Hepsi mükemmel gazeteciler… İnsanlar onlara güveniyor ve onlar bu kent için birer velinimet. Anamur’un kalkınmasına önemli katkılar yapıyorlar. Maddiyatı her zaman ikinci planda tutup önce gazetecilik yapıyorlar (şu anda karşı penceredeyim)…
* * *
Birbirimizi ve de en önemlisi kendimizi kandırmayı bırakalım. Gazetecilik, benim gördüğüm kadarıyla üç şekilde yapılıyor.
Bir: ‘’Ne kadar ekmek o kadar köfte’’ gazeteciliği.
Bu kolay bir yol ve sadece Anamur’da değil, tüm Türkiye’de gazetecilik eğitimi almadan da rahatlıkla icra edilebiliyor. “Al gülüm ver gülüm” esasına dayanıyor. İstediğinizi alıyor, istediklerini veriyorsunuz. En azından belli bir kitle sizi gazeteci olarak kabul ediyor ve seviyor. Bu şekilde çarkı döndürenlerin kendini ne olarak gördükleri ise muamma…
İki: Bazı kişi ya da kişiler veya grupları temsil eden internet gazeteciliği.
Bu yöntem bu günlerde sıkça karşımıza çıkıyor. Yıllardır gazetecilik yaptığını iddia eden başka meslekten kişiler, kurdukları internet sitesi aracılığıyla ekonomik ya da siyasi altyapı oluşturmaya çalışır. Siteler, bu altyapıyı oluşturma ve tanınma hevesindeki kişilerin sponsorluğu ile ayakta durur. Bu tür yayınlarda tam olarak neyden bahsedildiğini anlamanız zordur. Çünkü arka arkaya iki anlamlı cümleye rastlamak mümkün değildir. Yapılan yorumlardaki ifade tarzlarına baktığınızda ayrı ayrı kişiler tarafından yapılmış gibi görünen bu yorumların aslında aynı kişi tarafından yazıldığını hemen anlarsınız…
Üç: Gerçek gazetecilik
Yıllarca bu meslekte yoğrulmuş, mesleğin her şeyini bilen insanlar tarafından icra edilmeye çalışılır. Çalışılır diyorum, çünkü bunların ayakta kalması zordur. Hele bu devirde imkansızdır desek yanlış olmaz. Bu tür gazetecilere kimsenin diyeceği bir şey yoktur. Çünkü işi adam gibi yapmaya çalışırlar. Ama kimseyi ön plana çıkarmadıkları için pek de destek görmezler. Devletten resmi ilan alanlar ayakta kalabilirse kalır. Kalamayan ya işi bırakır ya da sürünür.
* * *
Bana göre, Anamur’da bu üç şekilde de gazetecilik yapılıyor ya da yapılmaya çalışılıyor.
O yüzden Anamur’da gazetecilerin ve gazeteciliğin görünen yüzünü herkes bilirken, görünmeyen yüzünü de çok fazla insan biliyor. ‘Sütten çıkmış ak kaşık’ edasıyla kendilerini ağırdan satan gazeteciler, bunu bilerek hareket etmezlerse durumun vahameti her geçen gün artacak gibi görünüyor…
Eğer bu deve güdülecekse ‘bol otlu bir yer bulup bir an önce doyurayım. Yarına Allah kerim’ düşüncesini bırakıp, yıl oniki ay bu devenin karnını tok, sırtını pek tutacak şekilde doğru dürüst güdelim.
Yoksa bir gün sermayenin gücü karşısında bu diyardan gitmek zorunda kalabiliriz.





Şubat 8th, 2012 Tarih: 12:02
Oktay Abi yazını okudum yüzeysel olarak anlatılmış, kişileri ve özellikleri yakından tanıma fırsatım olduğu için çok rahat anladım ancak biraz daha detaylara inebilirdin. Yazı güzel amaç güzel ama ben de burada bir şeyler ekleyebilirim iznin varsa. Bazı gazetelerde de (internet siteleri) şöyle bir durum yaşanıyor.
1- Para ile yapılan birilerinin okuması önemli olmayan haberler
2- Öylesine yapılan güncel tutma haberleri
3- Abartılarak yapılan haberler
Gazeteci elbetteki reklamdan para kazanacak. Ama gazeteci reklamı yaparken haberi kendi yorumlarıyla firmayı öven şekilde yapınca ister istemez itici gelmeye başlıyor. Halbuki övülmesi gereken yerde firmanın ağzıyla belirtip yada halkın görüşünü söylüyormuş gibi yapıp durumu toparlayabilirler. Bir diğer durum öylesine yapılan haberler. Ben bir tek Anamur gazetelerinde gördüm 1 yıl içerisinde 200 tane “Anamur üstünü duman bürüdü” “Anamuru sis kapladı” haberini. Bu haberler hem öylesine hem abartılarak yapılan haberlere örnek. Genel olarak halkın bir diğer tepkisi de şu. İnternet gazeteciliğinde önemli olan, birebir geri dönüşlerin “yorumlar” sayesinde yapılması ve gazetecilerin kamu oyunun nabzını buradan kontrol edilmesidir. Bir internet sitesinde 200 yorum geliyor ve bunların %90′ı eleştirel olan yorumların yayınlanmadığını söylemek için geliyorsa o işte bir terslik var demektir. Haberi yapılan kişiye borçlu kalarak yapılan haberlerde eleştiriler çok ince bir süzgeçten geçiriliyor %90dan fazlası eleniyor. Gazetecinin orada ki hatası “Ya kardeşim seni şöyle şöyle eleştiriyorlar.” diyeceği yere “Vay seni şöyle övüyorlar, böyle seviyorlar” diyerek her şeyi toz pembe gösteriyor. Neyse abi benim diyeceklerim bu kadar kalemine, yüreğine sağlık.
Şubat 10th, 2012 Tarih: 12:40
Dar alanlarda gazetecilik yapmak zor ZENAAT Sevgili Oktay .
Mutlak Bİ taraf olmak gerekiyor.
Yoksa ne İsa´ya Ne Musa´ ya YARANABİLİYORSUNUZ?
Zaten zor bir meslek.Çok efor ve emek istiyor. İşiniz kolay değil.
AMA yine ´ de kolay gelsin. Sizlere ihtiyacımız var.
Var olmaya devam ediniz.
ANKARA´dan sevgiler
Şubat 11th, 2012 Tarih: 20:37
Sevgili Oktay yazın her ne kadar mesleki bir eleştiri ve özeleştiri niteliğindeyse ben de ilgiyle okudum. Senin aldığın eğitimi ve verilen emeği inkar etmiyecek nitelikte olman beni gururlandırıyor. Ayrıca okuma,araştırma çabanı ve gelinen noktayı yeterli bulmamanı ayrıca önemsiyorum. Bu özelliklerin senin en önemli artıların olduğunu düşünüyorum. Başarlarının artarak devamını dilerim.
Şubat 14th, 2012 Tarih: 12:31
Biraz özeleştiri, biraz eleştiri. Anlayacaklarını sanmıyorum ama anlayana işte en hafif giydirme. Eline sağlık.
Şubat 15th, 2012 Tarih: 12:52
yazı uzun falan diyip okumamazlık yapmayın. bu yazıyı; değil Anamur’daki gazatecilik yapanlar veya yapmaya çalışanlar, Türkiye’deki tüm “gazetecilik” işi ile uğraşanların okuması uygun olabilirdi. Herkes işini özveri ile yaptığı sürece, bir de herkes kendi uzmanlık alanındaki işini yaptığı sürece bu ülke biraz daha iyi duruma gelecektir. iyi çalışmalar.
Şubat 21st, 2012 Tarih: 18:00
OKTAYCIĞIM ELİNE DİLİNE KALEMİNE SAĞLIK ÇOK GÜZEL OLMUŞ.
HER HALDE GÜNÜMÜZÜN GAZETECİLİĞİ BU KADAR GÜZEL ANLATILAMAZDI.
TEŞEKKÜR EDERİM. ELBETTE BİZİM BURADAN ÇIKARACAĞIMIZ DERSLER VAR.